İskender/ Elif Şafak

Arka kapak

Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir aşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır.

Sen kavgacı isen , ha bire öfkeli, aşkı da bir Cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur.

Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikaye , içten içe…

Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız. Budur çözülmesi gereken bilmece…

Roman, Fırat Nehri yakınlarında yaşayan bir ailenin hayatını ve oradan İstanbul ve Londra’ya kadar uzanan yolculuğuna yer vermektedir. Kitap da göç, göçmenlik dertleri, töre cinayetleri, aşk,milliyetçilik,töre, yolculuk gibi temaların ağır bastığını görüyoruz.

Reklamlar

Ser-gi 3.Sayı

Umut Penceresi

Hayatımız bazen bir şarkının nakaratı gibi tekrar eder durur. Aynı işler aynı yüzler. Hatta bazen olur sabah işe giderken bindiğimiz otobüs, vapur hep aynı kişilerden oluşur. Bakın suretlerine kaçı mutlu ki hayatından kaçı severek gidiyor işine… Belki toplasan birkaç kişi.

Maalesef monotonlaşan hayatımız git gide bir girdap gibi içine çekiyor bizi. Hayat o kadar stabil hale geliyor ki bazen mutlu olmayı gülmeyi daha önemlisi umut edip hayal kurmayı unutuyoruz.

En son ne zaman kendin için bir şey yaptın veya ne zaman oturup hayal kurup gerçekleştirme çabasına girdin? Ya da hangimiz sevdiği hobileri hayata geçirdi. Şöyle geriye çekilip kendi hayatını izle bakalım yaşadığın ömürde neleri kendin için yaptın neleri feda ettin. Hayat bu ellerimizden o kadar hızlı kayıp gidiyor ki tutamıyorsun… Hep koşuşturma hep bir telaşe. İş bu telaşe için de kendimizi kaybedip hayatımızı kendi ellerimizle boğmayalım…

Yazının devamı için resmi tıklayın … (36-37.sayfa)

Deli Çocuğun Güncesi / Özgür Bacaksız

Kapak arkası ;

“Bazen insanlar kadar paragraflar da anlamsızlaşır. Hiçbir sözcük seni anlamaz ,anlatamaz,yazdıramaz. Çaresiz bırakırlar seni,suskunluğa terk edersin kendini. Sonra biraz daha acı çekersin, hüzün çuvalına eklersin bir şeyler tekrar yazmaya kalkarsın ve sonra fazlasıyla yazarsın.

2014 yılında okumuş olduğum bir kitap yıllar geçmiş. Tam plaj da elinin altında mola kitabı gibi bir şey. Kitabın kapak fotoğrafı ve kapak üzerinde ki yazı dikkati mi çekmişti.

Büyümemde, delirmemde, yalnızlığımda emeği geçen herkesin gözlerinden öperim.

Yazar aslında bu kitabını bir iç dökme olarak gösterir. Kısa ve uzun denemelerden, aforizmalardan oluşturduğu bir kitap 📚

Çok yalın akıcı bir dille yazılmış olan bu kitabı bir çırpıda okuyup bitirebilirsiniz. Ayrıca eminim ki herkes kendinden bir şeyler bulacaktır kitapta. Aslında çok bahsedecek bir şey yok. Kitap ne çok çok iyi ne de vasat. Kitaptan bir kaç alıntı yaparsam kitabın içeriğini tanıtmış olabilirim belki ☺️ Yine de kitaba ve yazara bir şans verin okuyun derim😉

Ve zaman geçtikçe anlıyoruz ki, insan kendisine bir şey veremediği zamanlarda kendi kendine yabancılaşır. Sahip olamadığımız her şey bize sahip olur bu yüzden bir armağan, bir tebessüm, bir mutluluk vermeli insan kendine. Ruhuna, vücuduna, zihnine iyi bir şeyler vermeli. Yol boyunca durmayan gezgin çabuk yorulur… İnsan bazen kendisini köşeye çekip dinlenmeli , ruhunu hissetmeli.

Ortaokuldaydım, matematikten hiç anlamazdım, bir gün yapabileceğim sorular çıkmıştı. Testten 94 almıştım sanırım , matematik tarihindeki en yüksek notumdu benim aslında, gururlanmıştım , gerilmiştim , başım dikti o zamanlar bize bünyesi verip Ailemize götürmemizi , imzalatmamızı isterlerdi. Ben de mutlu bir halde eve gittim , testi babama gösterdi, “94 aldım baba!” Dedim. “Oğlum geriye kalan 6 puana ne oldu ?” dedi. Sonra daha çok nefret ettim matematikten, hevesim kalmadı…

Şimdiden iyi okumalar. Kitabı okuduysanız sizlerden de bir kaç yorum alabilirim.

Başka bir kitabın başka dünyasında görüşmek üzere sevgiler 🙋‍♀️

Kadın Olabilmek…

Bu hayatta kadınsan bütün eleştirilere işkencelere zulümlere göğüs germelisin. Konuşamazsın , gülemezsin, giyinemezsin hatta evlenirsin ama kendi isteğinle boşanamazsın…Hadi diyelim direndin boşandın o zaman ölmelisin hem de kendini bilmeyen hasta ruhlu bir insan tarafından. Yine bir kadın cinayeti işlendi. Emine Bulut… Hem de çocuğunun gözleri önünde. Belki iki gün sonra unutulacaklar ama o çocuk o felaketi hiç unutmayacak. Hatırlamaya çalıştığında hatırasında belki de o son hali gelecek gözlerinin önüne.

Havva’nın Üç Kızı…Elif Şafak

Yeni bir kitabın dünyasından yeniden merhabalar 🙂 Hadi gelin okumaya devam edin vakit kaybetmeden…

Son zamanlarda gözlemlediğim kadarı ile Elif Şafak bir çok kişi tarafından sevilirken sanırım bir kesim tarafından sevilmiyor. Benim Elif Şafak ile tanışmam ” Baba ve Piç” ile olmuştu. (Başka bir yazı da bu kitaptan da bahsedeceğim 🙂 ) Sonrasında ise yazdıkları dilinin akıcılığı ve sadeliği hoşuma gitti. Bu sayede bir çok kitabını okudum diyebilirim sıkılmadan.

Okumaya devam et “Havva’nın Üç Kızı…Elif Şafak”

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu…Stefan Zweig

Bir adam ancak böyle sevilebilir diyorsunuz kitabı okudukça. Karşılık beklemeden uzaktan uzağa… Ve gerçekten kitabı okudukça bu aşkın karşısında saygıyla eğilme isteği uyanıyor içinizde istemsizce…

Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. 

”on üç yaşımdan on altı yaşıma kadar her saat seni yaşadım.Ah, ne delilikler yaptım! Elinin değdiği kapı kolunu öptüm, kapı girişinde attığın puro izmaritini çaldım, o benim için kutsaldı, çünkü dudakların ona değmişti, akşamları yüzlerce kez herhangi bir bahaneyle sokağa çıktım, odalarının hangisinde ışık yandığını görmek ve böylece varlığını, görülmeyen varlığını daha somut hissedebilmek için… ”’

Okumaya devam et “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu…Stefan Zweig”

Hayvan Çiftliği-Goerge Orwell

Yazar aslında en çok Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı kitabı ile tanınır.Ben hala yazarın bu kitabını okuma fırsatı bulamasam da okuma listem de yer alıyor.

Yazarla tanışmam Hayvan Çiftliği kitabı ile oldu.Bir masal niteliğinde anlatılmış olan bu kitap aslında biz insanların gerçek dünyasını hayvanlar aleminde anlatmaya çalışmış.

Okumaya devam et “Hayvan Çiftliği-Goerge Orwell”

Ser-gi 2.Sayı

1 çocuk 1 Kalp

Bir çocuğa sahip olmak kalbini dışarda taşımak gibi bir şeymiş… Gerçekten de öyle değil mi daha anne karnında başlıyoruz onu korumaya sahiplenmeye ve anne olunca anlarsın cümlesinin gerçekten söylenebilecek en doğru söz olduğunu.

Belki de nefret ettiğin birçok şeyi artık anne olunca sen yapmaya başlıyorsun koruma içgüdüsüyle. İşte bu yüzden her zaman derim ki annelik =delikliktir.

Peki ya dünyaya geldiklerinde ne kadar koruyabiliyoruz evlatlarımızı? Birçok ebeveyn çocuk yapmaya karar verdiğinde ya da yaptıktan sonra ki düşüncesi bu olsa gerek. Gün geçtikçe sayısı artan cinsel istismar suçu bir kanser gibi sarmakta ülkemizi ve hatta dünyayı.. Üzülerek söylemliyim ki Türkiye bu konu da ne yazık ki 3. sırada yer almakta. Ne kadar utanç verici değil mi? Senin gözünden sakındığın yavruna birinin gelip o pis ellerini sürmesi o vahşeti yaşatması…

Zamanında sokakta oynayan biz çocuklar, şimdi kendi çocuklarımızı bırakın sokağa oynamaya bırakmayı, komşuna, arkadaşına, öğretmenine ve hatta akrabana bile güvenip bırakamıyorsun. Ne çabuk yitirmişiz değerlerimizi.

Peki cinsel istismar suçunun bu kadar çoğalmasında ki sebepler neydi? İnsanlar neden bu kadar sapkınlaşıp sapıklaşmışlardı?

Yazının devamı için tıklayın…

Ser-gi 1.Sayı

Kuş Ölür Sen uçuşu Hatırla…

Furuğ Ferruhzad İran’lı bir şair. Dimdik duruşu kararlılığı haksızlığa ve kadınlara koyulan engellerin önünde bir duvar gibi durup isyanını şiirle dile getiren bir kadın o.

Furuğ Farsça ‘da Işık anlamına geliyor. Adı gibi etrafına yazıları ve şiirleri ile ışık olmaya çalışan Furuğ bu yolda çok şeyi de feda etmek zorunda kalmış.

5 Ocak 1935 ‘de Tahran ‘da doğan Furuğ,  zekası ve şiddetli duyarlılığından dolayı ne babası ne de kendi yaşıtı okul arkadaşları ile bağdaşamaz, onlara yabancı kalır. Şah Rıza’nın ordusunda subay olan babasının otoriter ordu düzeninde yönettiği bir evde büyür. Bu baskı O’nun yeteneklerini fark eden ve ona olumlu yaklaşan ilk kişiye yönelmesine neden olur. Böylece kendisinden iki katı kadar yaşı olan Perviz Şapur’la evlenir ve bu evlilikte bir tane oğlu olur. Her şey güzel olacak diye düşünürken evde olduğundan daha kötü bir mutsuzluk ve huzursuzluğa düşer. Mutsuzluluğunu , huzursuzluğunu isyanını hep şiirlerle dile getiren Furuğ , 17 yaşındayken Günah adlı şiiri Roşenfekr Dergisi’nde yayımlar. Ancak bu şiirle birlikte felaketlerde arkası arkasına gelir. Şiir Roşenfekr Dergisi’nin baş editörü Nasir Hodayar ile ilişkisi üzerinedir. Şiirin yayımlanmasından bir sene sonra, aynı dergide Ferruhzad’ın Günah’ı yazdığı adam Nasir Hodayar yaşanılanların ayrıntılarına pornografik bir biçimde değinen bir yazı dizisi yayımlamaya başlar. Ferruhzad, ciddi bir sinir krizi geçirir, intihar girişiminde bulunur. Bu hem evliliğinden hem de baba evinden tamamen kopmasına neden olur. Eşi Perviz’le boşanmalarından sonra oğlunu bir daha hiç göremez. Çünkü İran ‘da şeriat yasalarına göre çocuk babanındı bunu fırsat bilen kocası da çocuğunu hiç göstermez.

Yazının devamı için dergi görseline tıklayın 🙂